
Hepiz gardaşsız. Adem?den gelme gardaşsız. Dinen gardaşsız. Nebi?z bir, gıbla?z bir.
Bunnarın hepsini bülisiz de neçere ki yavrum siz sizi bilmisiz...
Ben size deyim ki gelin size sizi annadam, size atalarızı annadam, o bilmedigiz, annamadığız atalarızı annadam, onnardan sizin arazdaki duvarları annadam, o duvarları örenneri annadam; annadam ki ecdadızın ruhlarını şadetmezden vazgeçtük, muazzeb etmiyesiz. Gemiklerini belki birezim daha az sızladasız, deyim... Siz bahan deyisiz ki ;
- ?Yoh ! İlla kim sen bize Goloyu annat !?
E di gelin ulan ! Gelin ki annadam size goloyu. ?Golo? ne demek bilen var mı içizde ?
?Yoh? del mi Yoh ya ! Yoh !
Golo küt demekdir. Rehmetli Golo Hoca ortadan daha kıssa ama yapılı bi edamdı. Yanı eni boyuna yahındı.
Ne deyisin ? ?Gollik? ne demek mi ? Golo?yu bilmeyen Golligi nerden bilecek. Amma duymuşsun işte ele bi yerden. Gollik diye bi kelime var. Manası ne ola ki. Duymuşsun Horasanda halı tohunur. Amma enine mi ? Boyuna mı ? Gollik de Golo da ?Gol? dan gelir. Gollik iki azasından biri noksan olana derler. Golo da boyu bi gol gader olana. Annadın mı şimdi ? He !
Amma Harput?lu adama boyuna, posuna, şekline, şemailine göre ad tahmaz. Bunnarı Allah vermişdir. Laf söleyenin durumu zor olur. Amma huyuna, suyuna, yaptığına, ettiğine bi şe uydurmadan edemez. Rehmetliye Golo denmesinin sebebi boyundan endamından degil, ehlakından ötürü idi. Rehmetli heç bişeyi uzun boylu düşünmez, gafasını fazla yormazdı. Eyi edamdı, has edamdı, mütedeyyin idi lakin ince işlere dalmaz, aglına gelse de üzerinde fazla durmazdı. Golo denmesi bundandı. Hocalığına gelince; bahın işte o mesele derin meseledir ha ! Gulah verin ki annıyasız. Esgiyi cannaduran her bişe de görisiz neçe adam varsa gavuhlu, saruhludur. Yani ki gafası örtülüdür. O zamannar müslim gayrı müslim heç kimse gılbaş başı açuh gezmezdi. Niye ? Ganun mu vardı ?
Yoh ! Ne ganun vardı ne de başı açuh gezene cenderme korhusu. Bu iş için; ne ganun vardı ne de ganuna gerek vardı. Zaten bu işler ganunnan yörümez. Ganundan daha guvvetli bi şe lazımdır. İşte o zamannar ganundan daha guvvetli bişe vardı, şimdi olmayan. ?Hicab? derlerdi adına. O adamlar başlarını açıp da gapıya çıhmazlardı. Hicab ederlerdi. Ar ederlerdi. Haya ederlerdi.
Kimse başını açmazdı amma her isteyen de gafasını istediği biçimde örtemezdi. Yağma yoh ! Sen nesen başın örtüsü ona uyğun olacah. Fes mi, Küllah mı, Sarıh mı, Gavuh mu her nese başındaki o senin ne iş yaptığın da işareti olacah. Seni gören o dagka annayacah ki kimsin, esnaf mısın, tüccar mısın, bağmançı mısın, sanatkar mısın, memur musun, bagkal mısın, attar mısın, bezzaz mısın, madramaz mısın, cambaz mısın, demürcü müsün, kömürcü müsün, marangoz musun, sallah mısın, gafaf mısın ? Nesin sen ? İşte onu başındaki örtük sölerdi. Sarığa gelince... Onu yalnız ilim erbabı sarabilirdi başına. Deyisin zahar, eline tölbent geçiren tölbenti, hasavan geçiren hasavanı başına dolar olur sahan sarıh he ! Yağma mı var yahu ! Onun da gendüye göre usulu, adabı, gaidesi vardı. Sarığın gaç gıvrımı varsa sahabının ilminin mertebesine bir işaret var demekdi. Uzun lafın kısası sarıhlı adam ilim erbabı demekdür, sarığı da ne gadder böyükse onun ilminin mertebesi de o gadder yüksek demektir. İlim ehli olmayannar bunun teferruatına vakıf degildir. Vakıf olması da gerekmez.
Gelecem oğlum ! Gelecem ! Golo hocaya da gelecem. Bunnarı annamazsan onnarı nası annıyasın. Gel zaman get zaman, gün oldu devran döndü, amma ne döndü, bi gün dediler ki ganun çıhtı, herkeş başını açacah. Yoh ! Töbe ! Başında ne varsa çıharacah, kasket tahacah. Unan bu ne işdir, demeye galmadı, emir demiri keser babam ! Kesdi de. Lamı cimi yoh. Ne fes ne başga bi şe, e ömrü hayatında gapıya gılbaş çıhmamış bi adama bunu annadabilir misin ? Niye ? Diye sormaya kimsenin takatı yohdu. Medeni olmah için, asri olmah için bele olmah gerek dediler. Kimse haturlamaz amma bi de bu ganunun bi istisnası vardı işin başında. Dediler ki ilmiyeden olanlar sarıhlarını tahabilirler. Bi gaç zaman sona ilmiye diye bişe yohdur ganunu da çıhtı. Melmekette ne kadder mektep, medrese, ilim yuvası varsa gapandı. İşin istisnası mistisnası galmadı ya... İşte o bi gaç zaman ögüne gelen, başım açıh gezmiyem diye sarığa yapıştı.Önceleri cami de bir bilemedin iki saf saruhlu olurdu. Ondan sona camiye giren nahna tarlasına girmiş gibi oldu. İşte bu bizim rehmetli bile gafasına sarıh tahanda millet de kennahına buna ?Hoca? dedi. Bizim ki golo idi, oldu ?Golo Hoca?...
Hoş rehmetlinin bu işe hevesi çohdu. Caminin ufah tefek hizmetlerine bahar, itikafa girer, ilim meclislerine devam ederdi. Amma hocalığı bu sarıh meselesinden sona zuhur etmiştir.
Şimdi bu Gurşunnu Caminin avlusunda ki çınarın altında bi musluh var ya, işte o esgiden çeşmeydi. O çeşmenin arhasında galan duvarın zuvağa bahan tarafı da bi sıra tüken. O tükenner yıhılanda orası oldu Cumhuriyet Meydanı. Nası meydandır bizim selemetlik nahye müdürü zornan sıği. Nese canım diyeceğim o değil.
Rehmetlinin orda bi tükeni vardı. Eski, köc, kilit, anahtar, menteşe kimi şeyler satardı. Birezim de tamir ederdi. Kah bozuh alır, yağlar mağlar, birinin parçasını öbürüne uydurur, çalışdırır satar, kah ele satardı. Yani gendi çapında bi hırdavatçı sayılırdı. Laf aramızda yuharı şeherin sanatkarları üçer beşer mezireye göçende hocalıh tasladığı kadar çilingirlik de taslardı.
Şindiki postahanın olduğu yer de bi sıra tükendi. O sıra tükennerin arasında da Hekmet?in gahvesi vardı. Bu Hekmet, rehmetli Golo Hocaya çoh etmiştir. N?ola ? Millet güle, kef çıha.. Bi gaç tene çay sata. İşte bu gadder.
Bigün biri gahveye bi gaz yumurtası getirdi. Gurg tavuğun altına goymuş. Tavuh gendi cücükleri çıhanda cücüklerini almış savuşmuş. Gaz yumurtası galmış ortada. Eline almış bunu:
- ?Millet hele bahın bundan bi şe çıharmı ? ?dedi.
Unan ondan daha ne çıha. Gurg tavuğun sıccah garnının altında galmış şu gadder zaman. Ondan daha n?ola ?
Mevsim bahar. Garlar erimeye başlamış. Güneş vurdukça adamın içine bi sıcahlık düşmekte ki sorma. Golo Hoca, tükenin darabasının ögüne bi isgembe atmış, gafası gucağına düşmüş, sarığı da barabar, çıplah gafasını güneşe vermiş, tapiklemekde. Garib; Hekmet?in gahvede olan bitenden bihaber.
Mirasyedi?nin biri;
- ?Unan bu gaz yumurtasını Golo Hoca?nın gafasına atana bi mecidiye? dedi. Kim yapacah bu babayigitliği. Hekmet?ten başgası yoh. Hekmet yapmasına yapacah da nazlanmakta;
- ?Yapmayın etmeyin, tüken gomşusuyuh, şunun şurasında, bizi kötü edeceksiz babam? cinsinden laflarla da eyice kendiyi seyredenleri meddah kimin tava getürdükleyin, yumurtayı eline aldı, bi ayağı içerde bi ayağı dışarda, dizlerini gırdı, bi elinnen gapının pervazını dutup guvvet alırken öbir elini omuzbaşından bir iki aşşağı yuharu salladı, olmadı vazyeti değiştirdi, yumurtayı öbir eline aldı, derken sepledi yumurtayı Hoca rehmetlinin gafasına dorğu, gendi gendiyi de yumurtanın nereye gittiğine filan bahmadan atdı gahveden içeri. Hanı, Hoca?nın gafasına yumurta deger degmez gahanda kimin atdığını annamaya.
Ne faydaki bütün o çalımlara inat Hoca?nın gafasını dutduramadı. Yumurta getti tükenin kepenginin üstünde patladı. Herkeş gülmeye hazırlanmışdı ama iş olmadı. Hayıflanurken birden ortalığı bi gohu sardı ki babam, burnunu dutan fırladı, burnunu dutan fırladı. Cılk gaz yumurtasının gohusu bütün çarşıyı sardı, millet tükennerinden gafasını çıharıp sormaya başladı;
- ?Nedir, N?oldu, Kim yaptı babam bunu, Unan adam olun ha ! Aziz mübarek gün? diyerekten homurdananlar çoğaldı. Lakin bizim Hoca halen yuhuda. Heç bi şeyin fargında degil. Millet gohunun nerden geldiğini annadıhça gözlerini tikti, kepengin ucundan yavaş yavaş aharaktan aşağı inen gaz yumurtasının eyice goyulaşmış içine. Ahan bu goyu sıvı nazlı nazlı ahtı, ahtı ahtı, kepengin ucundan aşağı dorğu damladı. Damla o gadder yavaş yenidi ki aşağıya dersin bütün çarşı ehalisi nefesini dutmuş nereye düşecek diye gözleriyle takibetmekte. He babam, ilk ifah bi damla, leblebi gader bi şe Hocanın çıplah gafasına şıp diye düştü, arhadan bi ikinci damla bu sefer ki fındıh gader, dedi demedi arhadan bu sefer ceviz gader üçüncü bi damla Golo?nun güneşden yarı gızarmış tepesine düşdü. Golo Hoca üçüncü damlada hafifçe gözlerini araladı, eyce yavaş, golunu galdırdı, elini tepesine götürdü, gözleri hemin gapalı ha ! Eline yumuşak degen şeyin ne olduğunu annamak için, gözünü açmahtansa burnuna dorgu götürdü. O elini burnuna götürürken daha iri bi damla bu sefer şap diye eyice gafasına sıvaştı mı. Golo Hoca fırladı gahtı, epey durdu, döndü kepengin üstüne bahtı, eline bahtı, elini tekrar burnuna götürdü, sona fargına vardı ki millet işi gücü bırahmış, durmuş gendiye bahi, o zaman olan biteni annadı ve başladı saymağa;
- ?Unan bunu buraya atanın da, getürenin de, izin verenin de, mani olmıyanın da, seyredip gülenin de, birbirine annadanın da, dinneyip gülenin de......? diye;
-gördüz mü ucu bize gader uzandı ha ! - küfür selinin ögünü sepledi. Söge söge gahtı, çeşmenin ögüne geldi ki gafasını neyin yıhıya, bahtı Hekmet?in tenikesi çeşmenin ögünde, goymuş ki dola, nası tenikeyi gördise temizligi memizligi unutdu, tenikeyi aldı, getürdü tükenin ögüne, eline aldı bi demir çubuh, bi tarafdan sögdü, bi tarafdan vurdu tenikeye, O gadder sögdü ki heç bi ara vermedi, o gadder tenekeye demir çubuhla vurdu ki teneke buncucuh galdı. Gahvenin, diğer tükennerin darabalarının arhasından millet seyredi ki hersi geçe Golo Hoca?nın ortaya çıhalar. Gahveci Hekmet, bahtı ki Golo Hoca? su tenekesini heder etti, bunu onun yanına goyacah degil ya, Hoca çeşmeye yenende goptu, gaşnan gözün arasında Golo?nun tüken gapısının iç tarafından bi çiviyi yarısına gadar çahtı. Golo Hoca dönmeden işini bitirdi gahveye girdi, camın arhasına sinip beklemeye başladı.
Birazdan Golo Hoca gafasını yıhamış, abdestini almış geldi. Geldi ki tükeni gapadıp savuşup gide. Kepenkleri yendürdü. İçerden hassa perkitti. Çıhtı gapıyı çekti ki gapana, gapanmaz. Bi daha çekti, bi daha çekti yoh, egildi eliyle yokladı, çöktü alacagarannuh, gözleri seçmi, gapıyı çekti, bi daha, bi daha olmadı... Olmadı. O gapı örtülmedi.
Gözüzün ögüne getirebilirmisiz o zevallı Golo Hoca gapıyı örtene ten neler çekti, neler söledi, neler oldu.












