
Ben size şeherin esgi zemannarı deyip annaduhça, size matal gibi geli del mi ? deyisiz zahar, ?Unan nası olsa görmemişik, sen annat dur orda, ne bilek ki nasıldı...? Benim annatduhlarım size vızıltı geli del mi ?
Beledir oğul, beledir... Ahan uzağa getmeyin ha, ?Aslan pıharına? niye aslan pıharı demişler ? E canım bi zemannar bu pıhardan aslannar su içermiş ondan aslan pıharı demişler desem;
- ?Gah gapıya canım ele şey mi olur ? Dağda daşda bi tene ağaç yoh, bu çıplah yerde aslan ne gezer? dersiz.
Amma bahın Evliya Çelebi buraları heppi gezmiş, gördüklerini yazmış deyi ki; ?Bu dağlarda ağaçluh ve ormannuh o kadar bol ve kesif ki, Diyarbekir?den bi sincap çıhsa, , daldan dala hoppılaya hoppılıya, ayağı yere degmeden, taa Erzurum?a gadder gidebilir.? ?E n?olmuş onca ağaç? dersez, N?ola oğlum yahmışlar. Biredi yahıp gurtatmışlar. Geban?ın gümüş madenleri, Ergani?nin bakır madenleri, ne?nen işledip çıhardılar. O izabe ocahlarında ne yahdılar? Kömür mü vardı o zaman ? Tezek?nen heç olmayacağına göre...
Ele yaa ! Nası etrafda aslan yoh diye ?aslan pıharı? aglıza yatmise, etrafda esgi alimler?in numunesi yoh diye ben esgi alimler dedükçe siz annamisiz. E he ! Mektep de var her bi şe de çoh ! Zaten ben demedim ki alim yoh, ?esgi alimler? yoh.
Bi kere şindi olannar, alim degil ?bilgin?. Çünkü uğraşdıkları da ?ilim? degil ?bilim?. O zamannar melmeketin ilim işleriyle uğraşan ?Maarif Nezareti? idi, şimdi ?Eğitim Bakanlığı?. Eskiden, ?muallim, mürebbi, müderris? vardı. Şimdi; ?öğretmen?. Talim ve terbiye vardı bah o şimdi gine var. Hatta tedrisatın tevhidi bile var. Degişen ne? Sadece isimler mi ? Eger bi tek isimler degişsedi mesele yohdu. İsimlerle barabar bi şey daha degişti.
?Maarif? eğitime galbolurken arada bi şe gaynamış, yani uçmuş.
O zamannar ilimle irfan bir aradaydı. Yani ki alim olan arif de olurdu. İşde o ?esgi alimler? hem alim hemi de arifdi. İrfan?ın mektebi olmaz amma mektebler irfan yuvası olabilür. Hatta olması icabeder. Zor da olsa, nadir de olsa ohumamış adam da arif olabilür. Belesi; ilmi ne gadder derin olursa olsun, irfandan nasibi olmıyan alimden daha makbuldür. ?Daha muteberdir? diyemedim. Çünkü itibar da irfan kimin mefulden çoh faile bahar.
Arifi ayırdetmek çoh goleydir. Sual sormadan ağzını açmaz. Açanda da en gıssa yoldan cevab verip susmaya bahar. Bilür ki ilim gonuşa gonuşa degil dinniye dinniye gazanulur. Şairin dedigi kimin;
Tevazuperest ol düşme davaya
habiir iken görün bi-haber gibi
İbretle seyret de vech-i manayı
Daima ?bilmem? de bilenler gibi
İlmine mağrur bi alim mi gördün ? Bil ki irfandan nasibi yohdur. Eynen bencileyin gara cahiller kimidür. Dinnemeyi heç sevmez. Heç isdemez. Gonuşmah, elmini etrafına yaymah, nanca alim olduğunu cümle aleme ispat etmek için heç bi fırsantı fövt etmez. İsder ki hep gendi gonuşa alem dinneye. İlminin üstüne ilim, fikrinin üstüne fikir tanımaz. Hep; ?Ben alimim, herkeş beni dinnesin, herkeş beni saysın, ben gonuşam ki beni dinneyenler adam olsun? der gibidir.
Mesela; ahan şu zırddoyu annadam da dinneyin bahın hele ! Ohumuş adam olmuş da adam begenmez. Oğul bunnar esgiden de vardı. Lakin bele yumurtadan çıhıp da gabuğuna tükürünner degil, doğma böyüme böyük şeherli olanlardı. Bizim herşeyimize burun gıvırırlar, en çoh lisanımıza mahna bulurlardı. Biz onnara işin dorğusunu annatmah için dilimizi pek yormazdıh. Bazısı eyi niyetli sorardı;
- ?Sizin ahan bu gonuşduğuz dil zanki bi başga milletin dilidir. Nedür gonuşduğuz kelimeleri heppi değiştirmişsiz. Ahura merek deyisiz, sıpaya kurik. Tasa üsgüre deyisiz, çukura kortik. Bi de, hırik, mırik, hırnik, dındik, poçik, pisik, gollik, kullik... gibi kelimeleriz var. Bu yetmimiş gibi yer adlarız da bi tuhaf.. Ertminikden, Hırhırig?e, Kesirik?den Kinedireç?e, Dadeş?den Habusu?ya gader bi tuhaf isim. Ha ! Bah Hoş?nan Mığı?ya bi şe diyen yoh...
Biz de onnara derdük ki;
- ?Gardaş her lisanın gendüye göre usulü gaydesi vardır. Lisan bi annaşma, bi gaynaşma vasıtasıdır. İki insan bi lisannan birbirleriyle annaşabililerse, derdini annadabilise o lisan eyidir, hoşdur. Hem sora lisan da insan gibidir. Bi garerde durmaz. Böyür, gelişür, bazen de küçülür, daralur hatta ölür bile. Lisanı lisan eden gine insandır. Siz ya meregi bilmisiz ya da ahıra girende merege girdik bellisiz. Biz de tasa tas derük, siz tasnan üsgürenin arasındaki fargı bülmisiz üsgüreye tas deyisiz. Çukurnan kortig de ele. Hırıknen dındik de fukarede olur, siz de yoh ki adını bilesiz.?
Bunun üzerinde onnar dediler ki:
- ?Ele kelimeler var ki başga heç bi yerde garşılığı yoh ki annıyah. Mesele ?dımbo? mesele ?zırddo?... Bunnar ne kelimedür, ne manaya gelir söleyin ki bilek, annıyah.?
Dedim ki;
- ?Gardaş, olmıyan eşyanın adı olmaz. Olmıyan mananın da adı olmaz. Sizin lisanız bizimkinden fıkare ise bunun gabaheti de bizde del hoş ! Sizin lisanızda yohsa ben sahan nası diyem ki ?dımbo? şu demekdir. Lakin sahan bi mesele annadam, sen de ?zırddo? ne demekdir bu meseleden çıhardursın.?
Bi gün payitahtdan bi habar geldi ki Harput?a yeni yüsgeg bi memur tayin edilmiş, yolda... Eee hoş geldi safa geldi. Madem ki devletin memurudur başımızın üstünde yeri var. Harput?un begi payitaht canibindeki en uc gonağın sahabına haber uçurdu; ?Geleni garşıla, ağırla, durumdan bizi haberdar et!?. Bu aynı zamanda ?anna, dinne, nası adamdır, bize habar ver demekdi.?
Bekledikleri gün ikindi mehli gafle ağanın gonağına yendi. Ağa garşıladı. Gelende bi afra bi tafra :
- ?Harput?tan gelen yohmu?? diye sordu. Konağın sahabı :
- ?Yoh begim? dedi.
- ?Sen kimsin ?? Ağa hörmette gusur etmeden gendüyü tanıtdı:
- ?Begin falan oğlu falan derler?
Yüsgek memur burun gıvırdı:
- ?Hı, ya... demek ele? dedi.
Hem ağayı küçümsedi hem de bunu belli etdi. Daha yüsgek tabahadan birinin garşulamasını beklediğini izhar etdi.
Gafledeki herkeş durumuna göre yer gösterdildi, ağurlandı. Namazlar gılındı, sufralar serildi. Sahannar gondu, üsgüreler açıldı. Bi sahan top isot gızartması da var. Payitaht?dan gelen dedi ki:
- ?Bu nedür?? Dediler ki ;
- ?Efendim bizde buna ?zırddo? derler.?
Senin ki ?yaa ölemi?? dedi. Amma halı tavrı hep yuharda. Yükünü aşşağı yendirmeye heç mi heç niyeti yoh. O hallan top isotdan bi tene aldı ağzına atdı. Atmasınnan ?yandım anam? diye bağırması bir oldu. Öksürdü. Tıhsırdı. Ofladı. Öfledi. Sırtına vurdular. Ayran segürttüler.
O hallahallada gonağın sahabı ağa yavaşca gahtı, gapıya çıhtı, gapıda atını eyerlemiş hazır bekleyen hizmekara dedi ki;
- ?Yavrum gop Harput?a get, bege selamımı söle, deki ?zırddo? gonağa gavuşdu.?












