
Şimdi ne demeye ahan bu meseleyi mesele ediler annamim. Şeher nahiye idi niye mezirenin mehlesi olacah ? Olsa n'olur , olmasa n'olur ?
Unan sancah iken vilayet olmuş. Annadın mı bu ne demek ? Diyarbekir , Malatya , Galan , Hozat , Sevas'ın Gangal'ına gader sınırı var iken düşe düşe bi vilayet olmuş. Ondan sona , yıhılmış veran olmuş , demişler ki ahan sahan nahiye oldun. Mehle olsa n'olacah daha. Bunun davası mı olur ? Boş laftır ettigiz. Ha belediye reizliği elizden gidecek davaz bu mu ? N'ola reiz olasız ? Kürdü küveyi doldurasız buraya. Ecdad yadigarı , evliya yatağı , erenler diyarını uygunsuz işlerize peşkeş çekesiz. Bu mu meselez.
Yoh oğul yoh ! Ne desem annamisiz cigerimin ataşını.
Bi zaman Goçali Mamoş reizlik etti. Begenmediz. Niye ? E bi şe yapmadı ? Ne yapadı ha? İmam efendiyi , Beyzadeyi , Cabahcurlu Şıh babayı yeniden mi dirildecekti ? Oğlum bu işler sizin bildigiz gibi del. Öle öle olacah ki sona böle böle ola.
Mamoş has adamdı. Harputlunun hasıydı. Şairdi. Hoşsohbetti. Rinddi. Avcıydı. Ağzı laf yapardı. Şöledi. Böledi. Amma bu şeherin veran olmasına cigeri yanannardan biriydi. Gemisini terketmedi. Sonuna gader Harputta galdı. Daş daş üstünde kalmayana ten buradan ayrılmadı. Zaten benim de yuharı şeherli saydığım ahan bu bi gaç gişidir. O istesedi mezirenin en eyi yerinden mal mülk sahabı olurdu. Harput dedi diretti.
Cigerine ataş düşennerden biriydi. Cigersizlerden degildi. Onun çoh da şiiri vardır. Bi tenesi hoştur. Ki cigerinin yangınından alavdır dersin :
Harputun folklörü dillere destan
Postu meyhaneye serenler vardı
Şerabülleyli mey mestiyle mestan
Dem vurup hu çeken erenler vardı
Sarhoşlar köşkünün hoyrat mayası
Toptopa karşıydı Çatalkayası
Üç ayak halayı çayda çırası
Poçikli kundura giyenler vardı
Çarşaftan kol atan Fatmayla Güllü
Hamamda peştemal giyer püsküllü
Güvercin biçimli topuğu güllü
Kemerli yün çorap örenler vardı
Yüksekti eyvanı yelken açardı
Mehtapsız geçede ruşen saçardı
Kıskanır kuşlara kış der kaçardı
Daldadan kaşını görenler vardı
Neydi o canan mı civan mı neydi
Ziynetten kurulu divan mı neydi
O mahmur bakışlar ceyran mı neydi
Soyunup koynuna girenler vardı
Derindir Harputun engin mazisi
Dem be dem anılır Hacı Hayrisi
Mehmet Koçdemir?den başka gayrisi
Gün görmüş sefayı sürenler vardı
Hey Goçali Mamoş ! O kim gün görmüş de sefa sürmüş bu melmekette ? Daş mı yağmış gökten , dert mi yağmış , firkatin ataşı mı yağmış , hüzün ve çile mi yağmış semadan belli degil ki. Damarlarında ki ganına kırhkuyuların suyu garışıp da , cigerine yelboğazının rüzgarını doldurup da yüzügülen bi tene var mıdır acep ? O ne hüda sillesi yemiş ki kökü burda neçe adam soluğunu Amerika?da , İstanbul?da , bilmemnerede almış.
Şimdi Goçali bunu yazdı ya , demiyesiz ölece galdı. Onun yazdığı şiir , sarp gayaların bi tenesine çıhıp da hali ehvale yahılmış bi ağıttı. Bi başga gayadan Cenani Tökmeci?nin , öbir tepeden Fikret Memişoğlu?nun , uzahdan epey uzahdan Hocazedenin torunu Hicabi?nin ağıtları yükseldi. Her ağıt ölip gidenin arhasından içli bir ağlayış gibiydi. Sırrını bilmediğimiz alemin , mana aleminin bir yerinde asılıp galdı.
Yine coşmuş reis Koçali mamoş
Kürkü meyhaneye sereni yazmış
Muhteşem mazinin yadıyla sarhoş
Mestolmuş aklına geleni yazmış
Yadetmiş güllüyü Çatalkayayı
Unutmuş nedense Berber Kayayı
Zülüfü porigi toptop oyayı
Kemerli yün çorap öreni yazmış
Kubbede kalan ses hoyrat elezber
Anam yine gam vurur gamzedeler
Hey de gakkoş diz vur oynasın yerler
Diye meydanları dögeni yazmış
Yerinde o devrin şimdi yel eser
Alimler sır olmuş aşık derbeder
Bir hasrettir kalmış gönülde tüter
Anlayanı kıymet bileni yazmış
Yalan geliyorsa böyle anması
Besbelli ki bu bir gönül yanması
Dağlar taşlar tutsun ancak o yası
Diye şimdi düşünmüş yeni yazmış












